26 Ocak 2009 Pazartesi

ÜÇLE(ME)


OLDUĞU KADAR


Bazı şeyler başladığında hiçbir zaman bitmeyecekmiş gibi gelir insana. Yanıldığınızı anladığınızda ise artık
çok geçtir…

Sadece tınılar kalır kulaklarınızda. Ve o an lanet edersiniz duyu organlarınıza…

Kafanızdakiler, binlerce şey… O kadar çoklardır ki… Savaş ilan ederler bedeninize; beşerinize. Göz açıp
kapayıncaya dek silineceklerini bilmenize rağmen, o huzursuzlukla yaşamak zorunda kalmak tüketir narinliğinizi.

Tüketilen saatlerin birer masaldan ibaret olduğunu bilmek arada gülümsetir çocuklar gibi; ama esasında kanatır
içlerinizi. Kan tutar kimilerini, bırakmaz da öyle kolay kolay… Kolay olacağını size kim söyledi ki?

Hayat tecrübeyle sabittir. Sensen eğer o gerçek olan; zaten ayaktasındır ve zaten sınanmışsındır.

Koparılmayı bekleyen henüz ham bir meyve, hatta bir tohum olduğun kabul görülse bile; sınavın her türlüsüne
hazırlıklı olman gerekir; gereklidir! Yanıbaşındadır o despot… Gözükmez. Hissettirir…

Bir büyüğünüz fincan kapatmanızı ister. Gelecek onun ellerindedir artık, siz susup direktifleri dikkatlice
dinlemeli ve ona göre hareket etmelisiniz. En büyük o ya; ondan!

Şikayetleri duymaktan gına geldiğinde artık anlamalısınız ki; hayat tüm olumsuzluğuna rağmen devam eder…

Eder… Eder… Eder… Eden bulur. Bulduğuyla yetinmeyen de döner GERİSİNİ avuçlar…



ÖLÇÜ


Ses geldi. Damla düştü göğsüme. O kadar detaydayım ki; duydum! Mutlu oldum! Yeni bir güne o damla ile
başlamaktan gurur duydum!

Zehir gibi geldi içtiğim su. Su… Hayati sıvı… Nelere kadirsin gözünü sevdiğim en saf sıvı… Bazen, bazı
sıvılar hayat karartır. Biliyorsun… Ama tek misin sen? I ıh… Kendi başına mümkün mü? Yaradılış…

Tabiat…

Ana…

Doğum ve…

Son nefes…

Bıçak…

Keskin…

Tarifini bir bilenden almak lazım… Ustası olanlar, ölçüsüz yaparlar göz kararı. Ama göz karardı?

Ne mi olur?

Doğar… Büyür… Gelişir… Bir yerde tıkanır…

Vicdanı olandan yana kaykılırsın. Kaypak olanı asla bilemezsin!

E bence görmezden gelmelisin!

Devam etmelisin!

Adımlarını hızlandırmalı, azmine hayran bırakmalısın!

Sana yakışanı tek bir varlık bilirken ona asla baş kaldırmamalısın…

Yaşa sen; ÇOK YAŞA!

Kıyamet kapına dayandığında bu sözlerimi hatırla…

Güven bana…


NAKARAT


Gözle görüldüğüm için affedemiyorum. Bağışlayamıyorum… Yapamıyorum.

Canımdan can gittiğinden ve gün be gün kanadığımdan sebep yapamıyorum.

Yoksa yeterince güçlü-kuvvetli değil miyim? Biliyorum ama söylemiyorum.

Çok fazla… Çok fazla üzülüyorum. Açıklamanın bir imkanı olsa inan dökerdim buralara ama elimden
fazla… Benden fazla… Canımdan fazla…

Ağlamaktan fazla… Çok fazla… Çok dolu… Dopdulu…

Sürekli buradayım ben. Ne gelen var ne giden…

Gidene eyvallah tabii ama ya gidemiyorsa ve bir yerde sıkışıp kaldıysa? Ya mesaj iletilemiyorsa?

Ya uykularından anılarla uyandırılıyorsan ve kimsenin anlamaması için sadece sessizce ağlıyorsan?

Bu kalpten mi yoksa beyninden mi kestiremiyorsan?

Atacak mısın kendini camdan?

Yap da erkekliğini görelim! Yerlere-göklere sığdıramadığın egona şahit olalım…

Hadi…

Dur!

14 Kasım 2008 Cuma

BİR ADIM ÖNE HOŞ GELDİN


Ohoo… Herkes yalan olmuş be arkadaş! Te hey…

Ohoo… Herkesin kafası dangalak! Ahahah!

Ohoo… Sizin diliniz sivri, benim de kalemim! Ya ya…!

Ohoo… Siz “o-bu-şu” sunuz,! Ben: “Bildiğin Gözde”

Kendimle aramda sorun var. Kendimden alıp kime versem acaba?

Beni tek anlayan: DOMESTOS… Domestos güzeliyim…

Hadi seke seke sekme açalım! Açalım da acısını dindirelim!

Bana yalanlarından birini versene…

Güzel kadın bi’ sus!!!

13 Kasım 2008 Perşembe

11 KASIM 2008


Ne ezikler gördük de yıkılmadık!

İnsan sarrafı sanırdık ama yanıldık… Yanılmışız, külliyen… Toptan: TOPLAR!

Küfür etmelere doyamadık, ağzımız-burnumuz yamuldu… İçtendi beddualar, malum olduk, topluma mal olduk! Mermileri ağızlara verdirdik!

Bir arada olmanın verdiği güvenle diklendik. Ayaklara diktik!

Canımız-kanımız birdi o gece. Bizdik o gece. Bizden olmayanı örseledik!

Korkuttuk. Korku saldık. Saldırdık!

Yerle bir olmadık. Yerle bir edilmedik. Acı hissetmedik. Mahşeri hissettirdik!

Alayına girdik, giriştik… Girişkendik!

Yankılandı çığırışlar, ateşlendi silahlar, arandı analar, arandı babalar, arandı bacılar, arandı biraderler… Aranan olduk, aranan olmaya devam edeceğiz!

Yürekleri ağızlara getirdik. Mermileri ağızlara getirdik! Susmadık, susmamaya yemin ettik!

Benliklerimizle gurur duyduk. Gururlara vesile, devletin memuruna kabus olduk!

“A.C.A.B.” ‘a güvenden mi sorumlu bu kanıbozuklar, yoksa bizi domaltıp kanırtmaktan mı? Sorduk, sorguladık. Sorgulandık. Hak etmedik. Hakkımızı savunduk. Savunmaya da devam edeceğiz!

Tabur tabur gelin, alayınız gelin! Yaklaşın… Son olarak: “HADİ DAVRANIN DA DAVANIZ OLALIM!!!”

7 Kasım 2008 Cuma

BEN


Sorarım: NEDEN? Sapsarı olmuş benzimle sorarım hem de… Üşümüş parmaklarımın uçlarıyla yazarım hem de… Engel tanımam, sınır dinlemem… Sadece sorarım. Meraktan!

Yeter…

İki samimiyet belirtisi ararım cemallerde. Aranan, aranılan sima olurum belleklerde.

Halen sormaya devam ederim: NEDEN?

Çizgileri takip ederim. Takip edilenim. Sır perdesiyim. Gizemim ben. Gizemin ana kartı, elleri yazmaktan uyuşmuş… Ayakları yerden kesilmiş de indireni olmamış.

Her türlü gideri olanım ben. Dikkatleri cezbedenim ben. Durmak bilmeyen çılgının tekiyim ben.

Noktayım ben. Soranım ben. Sorarım ben. Sorarım da sorarım. Cevapları bilsem de sorarım.

Bıktırır, usandırırım ben. Sıhhatsizim ben. Hemşireyim ben. Hemşehriyim ben.

Ağlarım ben. Kimseye belli etmem. Sevmem göstermeyi tuzlu sıvıları. Gizini muhafaza edenim ben.

Yalnızım ben. Çevresi genişim ben. Kalabalığım ben. Çağrılara geri dönenim ben. Evet, döneğim ben!

Alkışlara layığım ben. Ben de ben. Birinci tekil şahısım ben. En çok merak eden ben. Merak edilen de ben.

Oldurgan ben. Ettirgen ben. Fiil ben. “İŞ-OLUŞ-KILIŞ” ben.

Oynayan ben. Oynatılan ben. Çeken ben. Çekilen ben.

Kaltağım ben. Sürtüğüm ben. Şerefsiz ben. Namussuz ben.

Kurgu ben. Dizin ben. İşaret ben. İm ben. İmge ben.

Uğurlu sayı ben. Uğurun anasına avradına kaymış ben.

Kayık ben. Yelkenli ben. Deniz ben. Derya ben. Sonsuzluk ben. Dünya’nın bir ucu ben.

Deyiş ben. Öz ben. Eşitim ben: özdeyiş ben.

Yerilen ben. Yenen ben. Öykünen ben. Gurur ben.

Öteki ben…

BEN…

Gene ben… Hep ben… Son nefes tüketilene kadar olacak olan: BEN!

AKL- I EVVEL


Hayat: Hey hat!

Hayat; sen ne güzelsin… Bi’ keresinde dedin ki bana; seviyor, seviliyorsun. Bunun kadrini-kıymetini bilmelisin…

Bazen kendimi çok uzaklarda bulurum. Bazen denizin dibinde, bir yerlerde… Bazen senin için deli olurum. Belki de iyiyim… Bana “seninim” dedin…

Bazen…

İçime danteller işlediler. Ufak tığlarıyla delip geçtiler beni (benliğimi). İşlediler. Ufak tığlarıyla…

İs kokan grilere bulanmış havayla bana “aşk” getirdin… Anlatımlarımı bozdun. Bozuktu. Belki de… Belki de söylemek zorunda değildin bana hissettiklerimi…

Ama…

Çok uzak… Bazen… Gerçekten uzak… Söyle; bana ne oldu?!

Allah’ım sana geliyorum…!

ÇIKTI MI KIŞLIKLAR?


SIKÇA SORULAN BİR SORU GİBİYİM ADETA!

HEMEN HERKESİN ODASINDA BULUNAN CIRTLAK RENKTE BİR POST-İTİM ADETA!

KAYBOLAN BİR ÇAKMAK, TERSTEN YAKILAN BİR DAL SİGARAYIM ADETA!

YENİ YIKANMIŞ NEVRESİM TAKIMI, TOZU ALINMIŞ BİR RAFIM ADETA!

MİLLİ TAKIMIN STRESİ, TÜRK HALKININ HEYECANIYIM ADETA!

KAFASI GÜZEL İNSANLARIN KANLARINDAKİ ALKOL ORANI, POLİSLERİN BAŞ BELASIYIM ADETA!

ELMACIK



Adeta bir LADY edasıyla içtiğim sigaraya hele bir ara vereyim. Verdim, evet…

Bir-iki diyeceğim var. Onları dökeyim şu satırlara, sonra sanırım zıbarmak için yatağı boylayacağım.

“Arkadaşım, sen bence bana ananın karnından doğduğun gibi gelsene…!”

Bu kadardı. İyi geceler diliyorum ve çekiliyorum o şanlı-şöhretli, küfür etmeye doyamadığım huzurunuzdan!

Sinir Harbi = Harbi Sinir!!!