7 Kasım 2008 Cuma

TEN-SEL


Peki ya insanlar seçimleriyle yaşamasalardı? Başkaları onların yaşamlarına hakim olsaydı, onları yönlendirseydi? Bu bir bakıma “beyin yıkama” olarak mı adlandırılacaktı? Öyle bir şeyi kabul edemem ben! Bu benim cephemden –çerçevemden- bakıldığında düz –net- beyinsizlik! Gerizekalılık, salaklık, aptallık… Beynin varsa, azıcık da olsa işlevselse, ona SEN yön verirsin. Başkaları değil…

Ailemde dönen –çevrilen- dolapların bini bir para son zamanlar. Resmen herkes birbirinin arkasından kuyu kazıyor. En kazmacalısından, en derininden. Kibriti yakıp atsan o kuyuya, ışığın yavaşça gözden kayboluşuna gözün yaşlı tanıklık edersin. Çok umutsuz… Sicilyalı mafyalar bile bu kadar düşüncesiz, bu derece acımasız değiller, eminim… İzlediğim zilyarlarca filmi donunda sallar etrafımda gelişenler. Kime inanacağımı şaşırdım resmen. Kime güveneceğimi zaten –halihazırda- bilmiyor idim. Bunlar da eklenince şuurumu yitirdim. Yaşadığım şok üstüne şoku kime anlatsam “hadi canım” deyip gülüyor… Gülünç değil. Betimlemek gerekirse; utanç verici, ibret alınası… Sakat gibiyim. Engelli… Bir taraflarım ağrıyor… Hani olur ya; ağrının neresi olduğunu doktoruna izah edemezsin, heh işte öyle! Çözemedim… Ağrının kocamanlığı beni benden aldı. Ağrının heybeti benim yaşıma yaş kattı… İçime atmaktan içlerim çürüdü. En kötüsü de içtenliğimi kaybettirdi.

Duygularım sömürüldü. Yenik düşmeyeyim dedim. Olmadı, olduramadılar. Duygusuzlaşmayayım diye didindim durdum. Körelttiler, zımparaladılar ne var ne yoksa… Ses, koku, dokunuş, bakış… Hepsini olabildiğine samimi tutmak istedikçe ben, bu ikiyüzlüler bana kendimi YÜK gibi hissettirmeye devam etti. Bunları buraya acınılsın bana diye neşretmiyorum. Bunları sadece duygularıma alet ediyorum. Satırları kanırtıyorum. En sevdiğim! Bazen de nefret ettiğim… Aslında nefretin de ne olduğunu bilmiyorum. Heh; aynen öyle! Nefretin neye benzediğini kestiremiyorum. Ondan da yoksunum… Bir o kadar da yoksulum…

Giriş paragrafında belirtmeye çalıştım. Çaldım, çırptım, ah aldım, ah çektirdim…

Soyum, sopum, sapım tükensin inşallah!

Ama keşke insanlar, kendi kanından olan “kanıbozukları” tıpkı pirinç ayıklar gibi ayıklayabilselerdi be!

1 yorum:

Adsız dedi ki...

birak dugumlu kalsin.
pirincteki taslar pilavi dikkatle yediren.